Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in TBMM’de bütçe görüsmelerinde yaptigi konusmanin tam metni

 

Sayın Başkan, gazi Meclisimizin değerli üyeleri, aziz milletim; hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Bugün 2018 yılı bütçe kanununu geneli üzerinde görüşmeleri tamamlamak üzereyiz. Bu bütçenin hazırlanmasında, Meclis’e getirilmesinde, çalışmaları titiz ve fedakârca yapan Maliye Bakanımıza ve ekibine, Plan Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde katkılarıyla, eleştirileriyle bütçenin son şeklinin verilmesinde emeği olan Komisyon Başkanımız ve komisyon üyeleri, bürokratlara, ilgili bakanlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Bütçe değerlendirmelerine geçmeden önce gündeme ilişkin bazı konularda değerlendirme yapmak istiyorum.

Sözlerimin başında bugün erken saatlerde Hakk’ın rahmetine uğurladığımız değerli kardeşimiz, yol arkadaşımız, kurucumuz İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar’a Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum. Değerli bir kardeşimizdi genç yaşta zamansız beklenmedik ölümüyle bizi bütün iş alemini büyük bir üzüntüye gark etmiştir, mekânı cennet olsun.

Kudüs, Kudüs Miraç’a açılan kapının eşiğidir. Kudüs, yeryüzünün ikinci mescididir. Kudüs, insanlığın mabedi, tevhidin simgesidir, tarihimizin ayrılmaz parçasıdır. Sezai Karakoç’un dediği gibi, gökte yapılıp yere indirilen şehrin adıdır Kudüs. Kudüs, üç büyük semavi dinin merkezidir. Kudüs, sana aziz Türk milletinden selam gönderiyoruz.

Geçtiğimiz günlerde değerli arkadaşlar, Amerikan yönetimi Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak gördüğünü ve büyükelçiliği Kudüs’e taşıyacağını dünyaya duyurdu. Amerikan yönetiminin bu kararı hem uluslararası hukuka hem Birleşmiş Milletlerin Kudüs konusunda aldığı bütün kararları terstir, aykırıdır ve yok hükmündedir, bunu Cumhurbaşkanımız defalarca açıklamıştır. Dünyada hiçbir ülke, hiçbir vicdan sahibi bu kararı onaylamadı, onaylamaz. Bütün dünya biliyor ki, bugün İsrail Kudüs’te işgalci konumundadır. Bu kararla yıllardır acı çeken, barış bekleyen, bölgedeki sorunları çözmek yerine bölgede ateşin üzerine benzin dökülmüştür. Bu kararı alanlar ne yazık ki, Ortadoğu’da barış istemediğini alenen ortaya koymuştur. Bu durum bölgede var olan sorunları çözmeye katkı sağlamadığı gibi, küresel terörün de yayılmasına zemin hazırlayacaktır. Esasen Amerikan yönetimi bu kararla bölgedeki krizi, kaosu daha da derinleştirecek yeni bir planın sinyallerini de vermektedir. Çözüm, ancak Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak taraflar arasında varılacak nihai bir anlaşmayla mümkündür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Kudüs gündemli toplantısında sorunun müzakeresinden öteye geçilememiş, bağlayıcı karar ne yazık ki alınamamıştır. Bu olay da göstermiştir ki Birleşmiş Milletlerin dengesiz yapısının küresel sorunlara çözüm üretmekte yetersiz kaldığı ortadadır. Cumhurbaşkanımız ve Hükümetimiz günlerdir dünyanın vicdanını harekete geçirmektedir. Nitekim Rusya Federasyonu Başkanı Sayın Putin’in bugün Türkiye’de olması tesadüfi değildir. Çarşamba günü ise İslam İşbirliği Zirvesi İstanbul’da toplanıyor, çok sayıda devlet ve hükümet başkanları bu toplantıya Türkiye’nin ev sahipliğinde bir araya gelecekler. Mesele, çok ciddidir, bölge barışını değil, aynı zamanda küresel barışı da tehdit etmektedir. Burada uluslararası toplumun ve İslam ülkelerinin yapması gereken tek şey bir ve beraber hareket etmektir. Bilinmelidir ki, yıllardır barış için bedel ödeyen Filistin halkı, bu haksız, hukuksuz, kibirli karar karşısında asla yalnız değildir. Yüce Meclisimiz, bu konuda gerekli hassasiyeti göstermiş ve bütün parti gruplarının yayınladıkları ortak bildiride Filistin halkının yanında olduğunu dünyaya ilan etmişlerdir. Bilinmelidir ki, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye, Filistin’in, Filistin halkının yanında olmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu Filistin meselesi ve Amerikan yönetiminin aldığı kararla ilgili bir değerlendirmede bulundu ve Başkanın bütün liderleri aradığı hâlde Cumhurbaşkanımızı aramadığını ifade etti. Doğru, Cumhurbaşkanımız ile Trump arasında görüşme olmadı, çünkü Cumhurbaşkanımızın düşüncesi bellidir, görüşü bellidir, olsa olsa Trump bunu bildiği için aramaya dahi cesaret edememiştir. Ama Sayın Cumhurbaşkanımız bu olayın, bu kararın daha başlamasından önce bu konuda İslam İşbirliği Teşkilatının Başkanı olarak bütün liderlerle gerekli telefon diplomasisini yapmış ve kısa süre içerisinde Kudüs konulu Birleşmiş Milletlerden sonraki en büyük toplantının Türkiye’de gerçekleşmesini sağlamıştır.

Diğer bir konu da burada yine Kudüs’ün fiilî durumudur, yani Kudüs’te şu anda birçok İsrail’in devlet kuruluşları yer almaktadır. Biz, Kudüs’ü asla ve asla İsrail’in başkenti olarak tanımadık, bundan sonra da İsrail ve Filistin arasında çözüm oluncaya kadar da tanımayacağız, bu nettir. Efendim, neden Tel Aviv İsrail’in Başkenti olarak yazılmamış internet sitesinde, web sitesinde?

Değerli arkadaşlar, şimdi, elimde anlaşmalar var. 1996 yılında merhum Demirel İsrail’e resmî ziyaret yaptığında altı adet anlaşma yapmış, altısını da Kudüs’te yapmıştır, Kudüs’te imzalamıştır. Bunları yaptı diye Türkiye, Sayın Demirel Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak mı tanımıştır? Elbette değil. İki şeyi birbirine karıştırmamamız lazım. Bizim büyükelçiliğimiz Tel Aviv’dedir. Bizim için İsrail’in Başkenti Tel Aviv’dir, ama bu konuda İsrail’le uluslararası camia arasında bir mutabakat yoktur. Onlar Kudüs diye iddia ediyor, biz de Kudüs’ü kabul etmiyoruz, olay bundan ibarettir. Ama bizim Kudüs’te büyükelçiliğimiz var. Kimin büyükelçiliği? Filistin Devleti’nin Büyükelçiliği. Başka bir ülkenin orada Filistin büyükelçiliği yok.

Değerli kardeşlerim, tabi dış politikada ciddi sorunlarımız var. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin müttefiki olduğunu düşünüyoruz, ama son zamanlarda ülkemizi hayal kırıklığına uğratan gelişmeleri görüyoruz. Nedir bunlar?

Bir, 15 Temmuz kanlı darbe üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen darbenin arkasındaki Fethullahçı terör örgütü elebaşısının faaliyetlerinin kısıtlanmaması, yargılanmaması ve iadesiyle ilgili ne yazık ki Amerika tarafından tek bir adım atılmamıştır.

İki, defalarca uyarmamıza rağmen DEAŞ’la mücadele adında PKK’nın uzantıları PYD, YPG terör örgütleriyle işbirliğini ısrarla sürdürmüşlerdir, sürdürmeye devam etmektedir. Bu durum Türkiye’nin ulusal güvenliğine, terörle mücadelesine, bölgesel barışa zarar vermektedir; bunun bilinmesini isteriz.

Diğer bir konu da, bilindiği gibi Amerika’da devam eden bir dava var. Bu dava nedir? Efendim, bu davada Türkiye’de yapılan bazı ticaretlerin Amerikan menfaatlerine zarar verdiği, böyle bir iddia var. Bu dava, ne yazık ki hukuki dayanaktan yoksun, tamamen siyasi bir davadır. Bunu değerli arkadaşlar, nereden anlıyoruz? Davanın seyrinden 24 saat canlı yayın yapılıyor, oradakilere bakıyoruz, FETÖ’cüler dava için de kendilerini seferber yapmışlar. Kimler var? Davada FETÖ’cü tanıklardan biri FETÖ’cü firari polis. Rapor diye sunulan kâğıtlarda imzası olan FETÖ’cü firari bankacı, mahkemenin belirlediği resmî kişinin çalıştığı kurumun finansörü FETÖ terör örgütü, yargılamayı yapan FETÖ’nün 2014 Mayısında Türkiye’ye getirdiği, ağırladığı hakim ve bu davadan biz ne bekleyeceğiz? Bu dava, FETÖ terör örgütünün Amerika Birleşik Devletleri’nde 15 Temmuzda Türkiye’de yapamadığını Amerikan yargısını kullanarak yapmaya çalıştığı işten başka bir şey değildir; bunun böyle bilinmesi lazım.

Sayın Genel Başkan burada Sarraf davasını gelin tekrar açalım dedi ve bunu söylerken de Sarraf için şarlatan dedi, sahtekâr dedi, buna benzer bir şey dedi. Sarraf hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına soruşturma açılmış 17-25 Aralıktan sonra, takipsizlik kararıyla kapanmıştır. Ne zaman? 16.10.2014. İtiraz edilmiş, 6. Sulh Ceza Mahkemesi itirazı reddetmiş. O adı geçen bakanlar hakkında bu yüce Meclis, Soruşturma Komisyonu kurmuş ve Soruşturma Komisyonu, raporunu hazırlamış, soruşturmaya gerek olmadığına karar vermiş. Genel Kurula gelmiş, Genel Kurulda bu değerlendirilmiş ve Genel Kurulda bu soruşturmanın açılmaması yönünde yüce Meclis kararını ortaya koymuş.

Değerli kardeşlerim, değerli milletvekilleri; şimdi Amerika’da bu davanın sanığı olarak yola çıkan, mahkemeye gelmeden tanığa dönen şahsa bir bakalım. Bu şahıs diyor ki: Ben yalan söylersem ceza almadan kurtulacağım doğru bunu söylüyor ve yalanlarıyla da kurtulmak için önüne geleni karalıyor, suçluyor.

Sayın Kılıçdaroğlu’na katılıyorum; biz şarlatanın söylediklerine mi itibar edeceğiz, yoksa yüce Meclisin kararına mı itibar? Tabi ki yüce Meclisin kararına itibar edeceğiz. Yalancının söylediklerine göre amel edemeyiz. Bütün bunlar 17-25 Aralık darbe girişiminin, FETÖ örgütünün ortaya koyduğu o darbe girişiminde konuşulmuş, görüşülmüş, yeni söylenen, yeni ortaya çıkan hiçbir şey yoktur dolayısıyla, böyle bir girişime de ihtiyaç yoktur.

Değerli milletvekilleri, evet 2018 bütçesini değerlendirirken dış politikada diğer önemli bir konu da Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileridir. Avrupa Birliği ile Türkiye’nin 54 yıllık bir tam üyelik süreci vardır. Tam üyelik, yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin stratejik hedefi olmaya devam ediyor. Geldiğimiz noktada beklentimiz artık bu sürenin daha da uzamaması, tam üyelik hedefinin sonuçlandırılmasıdır. Avrupa Birliği, Brexit’ten sonra bir karar vermek zorundadır, vizyonunu belirlemek zorundadır. Birlik ya içine kapanacak, küçülecek ya da çeşitliliği, kapsayıcılığı, çok sesliliği, çok kültürü esas alan güçlü bir şekilde geleceğe yürüyecektir. Bu da ancak Türkiye’nin tam üyeliğiyle mümkün olacaktır. O hâlde 18 Mart 2016 tarihinde varılan anlaşmaya göre oradaki hususların hayata geçirilme zamanı gelmiştir. Burada vize serbestisi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, mültecilerle ilgili konuların ivedilikle ele alınmasını teklif ediyoruz.

Kıbrıs meselesi, artık Avrupa Birliği üyeliğini tıkayan bir konu olmaktan çıkarılmalıdır, çünkü 2004’teki Güney Kıbrıs Rum tarafına yapılan tek taraflı referandum sonrası üyelik, Türkiye’nin tam üyeliği önünde ciddi bir engele dönüşmüştür.

Dış politikada tabiatıyla bölgeye baktığımız zaman ciddi buhranlar var. Bu buhranların doğru yönetimi ülkemiz açısından önem arz ediyor. Suriye’de ihtilafların sona ermesi için sahada sükûnetin sağlanması ve siyasi sürecin ilerletilmesi çabalarımız sürüyor. Geçen yılsonunda Halep’te ilan edilmesini sağladığımız ateşkesi ülke çapına yaymak için Astana’da üçlü bir işbirliği sürecini başlattık. Astana kararlarının etkisiyle bildiğiniz gibi alanda şiddet azaldı ve siyasi çözüm süreci çalışmaya başladı. Şimdi bu iş birliği sonucunu Cenevre’de kalıcı çözüme kazandırmak için değerlendiriyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Soçi Zirvesi’nde Rus ve İranlı meslektaşıyla vardığı mutabakat çerçevesinde Suriye ihtilafına kalıcı ve muteber bir çözüm bulunması adına ortaklaşa atılacak somut adımlar birer-birer ele alınıyor, değerlendiriliyor. Nihai çözüm, şüphesiz teröre bulaşmamış bütün unsurların içinde olacağı, toprak bütünlüğü, siyasi birliği sağlanmış bir Suriye devletinin yeniden inşasıdır.

Komşumuz Irak’ın huzur, refah ve istikrarı bizim için hayatidir, vazgeçilmezdir. Bu anlayışla Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bir süre önce Irak’ın siyasi birliği ve bütünlüğüne meydan okuyan gayrimeşru referandum girişimi karşısında Irak Hükûmetinin yanında olduk. Irak Federal Mahkemesi’nin almış olduğu karar da bizim bu tutumumuzu haklı çıkarmıştır. Bunu yaparken asla Kürt kardeşlerimizi hedef almadık ve onların ihtiyaçlarını görecek ulaşımı, iletişimi açık tuttuk. Temennimiz, sorunların kısa sürede Irak Anayasası çerçevesinde nihai çözüme ulaşmasıdır. DEAŞ ve PKK örgütleri, Irak ve Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ediyor. Bu çerçevede Irak ve Suriye’de nüfuz alanını genişletmeye çalışan PKK, PYD, YPG terör örgütlerinin bölgeden tamamen sökülüp atılması için işbirliğimiz ve dayanışmamız devam edecek. Bu sırada Irak Hükümetinin mevcut sınır kapısını tam kontrol altına almak suretiyle ekonomik ilişkilerimize ivme kazandırmak için önümüzdeki günlerde geniş katılımlı Gaziantep’te bir toplantı gerçekleştirdik.

Türkiye olarak baştan beri Katar’la bölge ülkeleri arasındaki ihtilafın bir an önce dostane şekilde çözümlenmesi için aktif rol oynadık. Geldiğimiz noktada bu çabaların sonuç verdiğini görmekten memnunuz.

Yemen’de, Libya’da, Somali’de uzun zamandan beri devam eden bölünmüşlüğün, iç çatışmanın sonlandırılması için yoğun temaslarımız sürüyor.

Diğer yandan Myanmar, bugünlerde Dünya İnsan Hakları Günü, insan haklarının ayaklar altına alındığı büyük bir trajedi yaşıyoruz, büyük bir temizlik, etnik temizlik yaşıyoruz, etnik kıyım yaşıyoruz. Myanmar Rohingya Bölgesinde yaşayan Müslümanlar maalesef ülkelerinden, yerlerinden atılmış vaziyette, köyleri, evleri, barkları yakılmış durumda. Bu insanlık suçuna sessiz kalan dünyayı harekete geçiren de Türkiye olmuştur, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Ve orada insani yardımları en önce ulaştıran ülke Türkiye olmuştur. Önümüzdeki günlerde bu ülkeye yapacağımız ziyarette buradaki sorunları yerinde göreceğiz ve gerekli yardımların koordinasyonunu bizzat yapmış olacağız.

Değerli milletvekilleri; evet 2018 bütçesini konuşuyoruz. 2018 bütçesi terörle mücadele konusunda önemli mesafe aldığımız bir yıldan bahsetmek istiyorum. 2017 terörle mücadelede, 35 yıllık mücadelede en etkin, en sonuç alıcı bir mücadelenin olduğu yıl olmuştur. Bu başarıda siyasi kararlılığın sonucu olarak güvenlik-istihbarat birimlerimizin tam bir uyum içerisinde çalışmasının büyük etkisi vardır. Vatandaşlarımız da bu süreçte güçlü bir iradeyle terörün ve terör örgütünün tam karşısında yer almıştır. Terör örgütü ağır darbe almış ve teröre katılım bitme noktasına gelmiştir. Yurt içinde çaresiz kalan bölücü terör örgütü varlığını sınır ötesine taşımaya çalışmaktadır. Ancak şu bilinmelidir ki; terör ister içeride, ister dışarıda olsun mutlaka yok edilecek, vatandaşımızın can ve mal güvenliği mutlak surette sağlanacaktır. Terörle milletimiz arasında asla ve asla bir bağ kalmayacaktır.

Fırat Kalkanı bölgesi PKK ve DEAŞ’tan tamamıyla temizlenmiş ve 70 bin Suriyeli kardeşimiz yurtlarına dönmüştür. Evet, yine Sayın Genel Başkan burada Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun taşındığını ve buraya sahip olamadığımızı ifade etti. Şunun bilinmesini istiyoruz ki tarihî haklarımız konusunda çok hassasız. Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun yeri Türkiye’nin mülküdür, orada Türkiye’nin bayrağı dalgalanacaktır. Kısa vadeli güvenlik sebebiyle burası boşaltılmış, Suriye’deki işler yoluna girdikten sonra aynen orada bu Süleyman Şah Saygı Karakolu tekrar faaliyete geçecektir; bunun bilinmesini isterim.

Terörün bölgede azalması ekonominin canlanmasına ivme katmış, çok şükür bölgedeki oteller turistlerle dolup taşmıştır. Terörden arındığı içindir ki bölgede ekonomik canlılık ve faaliyetler, yeniden yapılanma, TOKİ faaliyetleri, altyapı faaliyetleri en güzel şekilde devam etmektedir. Bunu en son Hakkâri’ye programsız yaptığım bir ziyarette çok yakından gördüm. Ay-yıldızlı bayrağıyla meydana koşan onbinler bizi coşkuyla karşıladı ve o zaman gördüm ki artık bu topraklarda terör asla yer bulamaz. Evet, terör bitecek, ülkemizin çocukları geleceğe umut ve güvenle bakacak. Zira sadece terörü ve teröristleri değil senelerdir gençlerimizin istikbalini karartan karamsarlığı ve umutsuzluğu da ortadan kaldırıyoruz.

Değerli milletvekilleri; 2017 senesi için Türkiye kazanımlarla dolu bir yıl oldu. Türkiye’nin imkân ve kaynaklarını yine Türkiye için kullandık. Kötü ve karamsar senaryoların hepsi yazanların elinde kaldı.

Yeni hükûmet sistemi yapılan halkoylamasıyla kabul edildi. İlk uygulamayı 2019 seçimleriyle göreceğiz. Anayasa değişikliği olursa büyüme durur, ekonomik krize girer diyenler siyaseten iflas etti. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilirse Türkiye dünyadan tecrit edilir diyenler mahcup oldu. Yine çevremizdeki bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin büyümesi sürdü. Hem terörle mücadele ettik, hem de barışa hasret kalan komşularımızın yarasını sardık, yanında yer aldık. Tökezlemeden dünyanın en büyük projelerini tek-tek hayata geçirdik. Türkiye büyüdü, bize kaybedeceksiniz diyenler bir kez daha kaybetti, millî irade bir kez daha kazandı.

Hiç şüpheniz olmasın, 2018 ve takip eden yıllarda Türkiye güven içinde istikrarla kalkınmasını sürdürecektir. Bizim hedefimiz ve yolumuz, Cumhuriyetimizin 100. yılına giderken ülkemizi, Türkiye’yi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmaktır. Bu yol, Türkiye’nin refah yoludur, esenlik yoludur. Bu yol, adaletin ve hakkaniyetin yoludur. Bu yol, huzurun, demokrasinin, hukukun yoludur. Bu şerefli yolda ülkemize hizmet imkânı verdiği için Rabbime hamd ediyorum.

Türkiye umudun adıdır, Türkiye vicdanın adıdır, Türkiye adaletin ve merhametin adresidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adalet mülkün temelidir. Bize göre demokrasi ve hukuk düzeni kalkınmanın ve refahın da güvencesidir. Bugüne kadar adalet sistemiyle ilgili biriken sorunların çözülmesi için birçok reformlar gerçekleştirdik. Yargı bağımsızlığı ile yargının tarafsızlığı ilkesini Anayasa’ya biz taşıdık. Kurumlarımızın aldığı ağır yaralara rağmen yargı sistemimiz FETÖ darbe girişiminin arkasından hızla toparlanmış ve çalışmaya başlamıştır. Ben burada çok yoğun iş yüküne rağmen hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, gece-gündüz darbe davalarını bir an önce sonuçlandırmak için gayret eden bütün yargı mensuplarına milletimin huzurunda teşekkür ediyorum gayretleri için. Adalet hizmetlerinin hızlandırılması için kurumsal kapasite güçlenmiş, 15 yılda 230’un üzerinde adalet sarayı hizmete verilmiş, 16 bin hâkim, savcı sayısına ulaşılmış ve sadece 15 Temmuzdan sonra 108 mahkeme kurulmuştur. Yargı mensuplarımızın kuyumcu titizliğiyle haklıyı haksızdan, suçluyu suçsuzdan, mağduru mücrimden ayırmak için yoğun bir çalışması vardır.

Evet, bütçenin kısaca özelliklerine değinmek istiyorum.

2018 bütçesi AK Parti Hükümetinin 16. bütçesidir. Bu bütçe mali disiplini esas alan, insan odaklı, gelecek on yılları da göz önüne alan bir bütçedir. Bu bütçe büyümeyi, istihdamı, yatırımı destekleyen bir bütçedir. Bütçe, güven ve istikrarı önemseyen, koruyan bir bütçedir. Eğitim, altyapı yatırımlarını öncelikle olarak ele alan, özel sektörü destekleyen, vatandaşın refahını artırmaya yönelik bir bütçedir. 2018 bütçemizin hedefi, mali disiplini devam ettirmek, büyümeyi, istihdamı artırmak, gelir dağılımını daha da iyileştirmek olacaktır.

İktidara geldiğimizde değerli arkadaşlar, bütçe açığımız millî gelire göre yüzde 11,5. Bu oran 2017’de kaça inmiş? Yüzde 2’nin altına. 2018’de yüzde 1,9 olacak. Bu ne demektir? Gelişmiş ülke ortalamalarına ve Maastricht Kriterlerine göre çok daha iyi bir konumdadır.

15 yıl içinde sadece bütçeyi büyütmedik, bütçeyi daha etkin kullandık, milletten gelen kaynağı milletin ihtiyacına harcadık.

Evet, bütçeyle ilgili eğer biz gayrisafi millî hasılanın yüzde 11,5’u kadar faiz ödemesi yapsa idik, Türkiye 700 milyar faiz ödemeyecek, 1,6 trilyon faiz ödeyecekti.

MUSTAFA ELİTAŞ- 2,6 trilyon.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- 2,6 trilyon, düzeltiyorum. Teşekkür ederim Elitaş, imdada yetiştin.

Yani 1,9 trilyonluk bir tasarruftan bahsediyoruz. Hani diyorsunuz ya, bu işler nasıl yapıldı? İşte bu tasarrufla yapıldı. Bu köprüler, bu barajlar, bu hastaneler, hepsi faize gidecek paralardan tasarruf yapıldı, milletten gelen kaynak milletin ihtiyacına harcandı. Yani bu sizin hesap uzmanlığınızın alanına girecek kadar büyük bir mesele değil, vatandaşın kolayca anlayacağı bir iş.

Bugün büyüme rakamı açıklandı, büyüme oranı. Değerli arkadaşlar, ne? Yüzde 11,1. Dünyada başka böyle bir büyüme var mı? Yok. Bu da Türkiye’ye yakışır, iki kat büyüme. Evet, tabii değerli arkadaşlar, hiç merak etmeyin, bu yılsonu itibarıyla büyüme oranımız yüzde 6,5 ile 7 arasında gerçekleşecek. Peki, bu nasıl oldu, tesadüfle mi oldu? Elbette değil. 2017’ye girerken yine bu bütçe görüşmelerinde felaket senaryoları hazırlanmıştı; iflaslar olacak, ekonomik kriz gelecek ve Türkiye bu sarmaldan çıkamayacak. Ne oldu? Aldık tedbirlerimizi, hızlı bir şekilde aldık, hayata geçirdik ve işte sonucu ortada.

2018 için söylüyorum Sayın Kılıçdaroğlu, 2018, 2017’den daha güzel olacak, hiç merak etmeyin. Enflasyon da düşecek, büyüme de devam edecek, üretim, istihdam, yatırım ve ihracatta da yine artış devam edecek. Bu sene ihracatta bütün yılların rekorunu kırarsak şaşmayın, 1 ay sona o da belli olacak. Şu anda hesaplara göre, Aralık ayı hariç 155 milyar yıllık bazda bir ihracat rakamına ulaşmış durumdayız, dolayısıyla son 15 yılın en yüksek ihracat değerine bu yılsonu itibarıyla ulaşmayı hedefliyoruz.

Değerli milletvekilleri; Sayın Genel Başkan Ege adalarıyla ilgili de bir değerlendirme yaptı ve iktidarımız döneminde Ege adalarının Türkiye’nin elinden çıktığını, işgal edildiğini burada ifade etti ve Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da Lozan’ın değiştirilmesi konusundaki değerlendirmelerine gönderme yaptı.

Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Lozan, Türkiye ile 11 ülke arasında yapılmış, Türkiye’nin kuruluşunu, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu belirleyen bir anlaşmadır.

Lozan Anlaşması’nın değiştirilmesinden kasıt, Sayın Cumhurbaşkanımızın orada, Yunanistan’da bunu dile getirmesinin arkasındaki sebep şudur: Yunanistan, soydaşlarımızın hakları Lozan’da net olarak belirlenmesine rağmen bunları uygulamaktan kaçınıyor, Türk kelimesinin kullanılmasına bile izin vermiyor, kimliklerini ifade etmesine izin vermiyor,  müftülerinin seçilmesine izin vermiyor.

Peki, göz göre göre bir anlaşmayı uygulamayan ülkeye, hem de evinde bunun değişmesi lazım gelir demenin neresi yanlış, neresi yanlış? İşte millî duruş budur arkadaşlar, millî duruş lafla olmaz. Millî duruş ülkesini dışarıda şikâyet etmekle olmaz, ülkenin menfaatini her yerde savunmakla olur.

Değerli kardeşlerim, Ege adalarından tek bir çakıl taşı dahi iktidarımız döneminde gitmemiştir. Ege adalarıyla ilgili ilk anlaşmazlık Kardak kriziyle ortaya çıkmış ve Türkiye bu konuda tavrını net olarak ortaya koymuştur.

Bakın rahmetli Demirel ne diyor? Ne zaman? 1998’de: “Ege Denizi’nde gri alanlar dediğimiz aşağı yukarı 132 parça taş yahut adacık var. Yani aidiyeti Lozan Anlaşması’yla tespit edilmemiş. Biz diyoruz ki bunlar size ait değil, onlar diyor ki bunlar size ait değil; bu bir itilaflı konudur ve bugün devam eden konu da aynı şekilde devam ediyor. Biz şunun bilinmesini isteriz: Bu adalar, bu formasyonlar, kaya parçaları, irili ufaklı şeyler o günün teknolojisiyle anlaşmaya dahil edilmemiş ve üzerinde bir mutabakat sağlanmamış. Ege ne bir Yunan gölüdür, ne bir Türk gölüdür. Ege, Türkiye ile Yunanistan’ın arasında sorun alanı değil ilişkilerini daha da geliştirmesi için önemli bir denizdir. Onun için Türkiye’nin hak ve menfaatlerine en ufak bir halel gelmemesi için ne gerekiyorsa yaparız. Kuru gürültülere pabuç bırakacak bir ülke Türkiye değildir, bunu herkesin bilmesi lazım.

Değerli milletvekilleri;  evet Sayın Genel Başkan kamu ihaleleriyle ilgili de bir değerlendirme yaptı. Bununla ilgili de kısa bir şey söylemek istiyorum. Son iki yılda örneğin Ulaştırma Bakanlığı 4.400 ihale yapılmış, 21 maddesine göre, 21 nedir? B var. C var. B davetiye usulü, C de güvenlik yolları. 21-B’ye göre 4.440 ihaleden 139’u yapılmış. Davet edilen firma sayısı 362, ihale alan firma sayısı 109. Davete 3 tane firma çağıracaksınız, en az üç tane. Ama bu ihalelerde kaç firma çağrılmış? 6 firma çağrılmış, yani rekabet tesis edilmiş.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN- En az 6.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Bakan oradan söylüyor, en az 6. Daha fazla olanı var, 8 çağrılanı var, 10 çağrılanı var. Dolayısıyla 7 ile 10 arasında firmadan teklif alınmış. Altyapı projelerini tesadüfe bırakamazsınız. Altyapı projelerinde ehliyet, yeterlilik her zaman önemlidir. Söylendiği gibi ihalelerde bu şekilde bir sorun yoktur.

Diğer bir konu da, kamu-özel ortaklığıyla gerçekleştirilen işler. Bu işin 12 sene kitabını yazdım, her satırını ezbere bilirim, o kadar söylüyorum. Türkiye bu dönemde 50 yıldır gündemimizde olan dev projeleri birer birer tamamlamıştır. Osman Gazi Köprüsü’nü hatırlayın, 50 yıl konuşuldu, 5 sefer ihalesi yapıldı, ama hiçbirinde başarılamadı, çünkü oraya ayıracak devletin parası yoktu. Ama geldik, bunu kamu-özel ortaklığıyla yaptık ve şimdi hizmete girdi.

Şimdi değerli arkadaşlar, bunun parası ne kadar? Bunun parasını söyleyeyim: 6,5 milyar dolar. Ne var bunda? İstanbul’dan İzmir’e kadar otoyol var, 421 kilometre ve Osman Gazi Köprüsü var. Köprüyü açtık, Bursa’ya kadar yolu da açtık ve şimdi Bursa ile İzmir arası devam ediyor, 2019’da orayı da açacağız. Böylece İzmir-İstanbul 2 saat 50 dakika Kemal Bey. İzmir Milletvekilisin, dolayısıyla kara yoluyla gideriz. Ama bilmiyorum tabii Osman Gazi Köprüsü’nden geçtin mi-geçmedin mi? Fakat çok güzel.

ENGİN ALTAY- Pahalı, çok pahalı Başbakan.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Engin Altay, en pahalı hizmet olmayan hizmettir, bunu aklından çıkarma. Vatandaşı Körfezden, çileden kurtaran çok güzel bir hizmet, 4 dakikada geçiliyor, neyse.

Değerli arkadaşlar, şimdi Sayın Kılıçdaroğlu bir değerlendirme daha yaptı, o da; efendim, Ankara-İstanbul arasında kamyonla ilgili değerlendirme. Yani kamyoncuların büyük sıkıntı içerisinde olduğunu ve artık bıçağın kemiğe dayandığını söylüyor. Evet, şimdi Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum bu konuyu gündeme getirdiğiniz için. Ankara-İstanbul arası gidiş-geliş 1000 kilometre değil 850 kilometre; burada bir eksik var. Yol ücreti… Gerçi sen yürüyerek gittin, ama yürüyerek ölçülmez bu. Otoyol parası falan ödenmediği için olabilir. Otoyol ücreti 89 değil 70 lira. İkinci…

BİR MİLLETVEKİLİ- Hangi kamyona?

BAŞBAKAN BİNALI YILDIRIM- Sayın Kılıçdaroğlu’nun dediği kamyondan bahsediyoruz.

İkinci otoyol dediğiniz Kuzey Marmara Otoyolu 123 lira değil 104 lira. Yavuz Sultan Selim Köprüsü 77 lira değil 30 lira. Sefer başı 100 lira yağ bedeli değil 50 lira. Yakıt dışındaki masraflar dediğin gibi 379 değil 255 lira.

Şimdi, yani hesap uzmanlığı burada da çöktü, kusura bakma.

Şimdi bunu dinleyince bir şey aklıma geldi, onu da söyleyeyim: Adamın biri kurban mevzusundan bahsediyormuş. Çocuğu olmayan Hazreti Davut Allah’a dua etmiş; ya Rabbi, bana bir kız çocuğu ver, onu da kurban edeyim demiş. Dua tutmuş, Davut kızının adını Ayşe koymuş. Gel zaman git zaman çocuğunu kurban edeceği zaman gelmiş, Hazreti Davut’un kızı yatmış, tam kurban edecekken Azrail gökten bir keçi göndermiş; kızı bırak, al bu keçiyi kurban et demiş. Dinleyenlerden biri dayanamamış demiş ki: Ya bunun neresini düzelteyim? Hazreti Davut değil İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, keçi değil koç.

Bir de şu altın hesabı var, Sayın Genel Başkanın gündeme getirdiği altın işi, Hayati Beyin Bakanlığı döneminde. Kendisiyle konuyu arada görüştüm. Olay tamı tamına şöyle: Bir uçakla altın geliyor Atatürk Havalimanına, daha doğrusu varış yerini önce yanlış bildiriyor, sonra Atatürk Havalimanına geliyor. Atatürk Havalimanına indikten sonra oradaki gümrük memurları bir tutanak yapıyor beyana göre. Henüz gümrük beyannamesi, konşimento düzenlenmemiş. Bir tutanak, tutanakta diyor ki…

Arkadaşlar, ciddi mevzu, bir dakika bunu…

Uçakta 1.500 kilo altın var diye tutanak yapıyorlar, bunu beyan üzerine yapıyorlar. Burada isimler, imzalar var, gerek yok. Daha sonra diyorlar ki; acaba böyle mi, açıp bakalım. Ne zaman? 14 Ocakta, 14 gün sonra. Mühürlüyorlar, tutanak yaptıkları esnada da kargo kapısını mühürlüyorlar. 14’ünde diyorlar ki, açıp kontrol edeceğiz. Peki, edin. Açıyorlar, tartısını yapıyorlar, 1.208 kilo altın çıkıyor; 1.500 beyan etmiş, 1.208 çıkmış. Ne var? Sayın Genel Başkanın dediği gibi arada bir 292 kilo bir altın farkı var, doğru. Peki, bundan sonrası nasıl? Bu ikinci işlem ne oluyor? Bir; gümrükçüler yanlış beyandan dolayı bir ceza kesiyorlar firmalara. İki; aynı zamanda Bakan talimat veriyor, araştırma yapılıyor, savcılığa veriliyor, savcılık da firmalara 50 milyon civarında her birine 2 yahut 3 firmaya ceza kesiyor. Peki, bu arada altın ne oluyor? Altın hiç içeri-dışarı girmeden aynı uçakla yoluna devam ediyor. Yani altından 1 gram bile kaybolmadan Türkiye’nin kasasına 150 milyon para giriyor, altın da geldiği yere geri gidiyor; bu kadar basit, olay bundan ibaret. Onun için, burada bütün bunların belgeleri, bilmem nesi detaylarıyla var, bunu size takdim edebilirim. Şimdi, bu mesele de böyle.

Kozmik oda, kozmik odaya da kısaca bir değinelim. Kozmik oda soruşturması. Açılan dava ilk derece mahkeme olarak Yargıtay 18. Dairede görülüyor. Dosyada 2’si tutuklu toplam 6 sanık hakkında yargılama henüz devam ediyor, 2 sanık hakkında da yakalama kararı var. Sanıklar Mustafa Bilgili, Halil İbrahim Kütük tutuklu; diğer sanıklardan Nihal Uslu, Abdullah Bahçeli tutuksuz. Hakkında yakalama kararı verilen sanıklar ise Şadan Sakınan, Dündar Örsdemir. Yani dava bitmemiş, devam ediyor. Bu davanın da nasıl bir dava olduğunu hepimiz biliyoruz, FETÖ’cülerin davası. Şimdi de bu yargıda hesabını veriyorlar, olay bu kadar net.

Değerli milletvekilleri, zamanımız daralıyor. Dolayısıyla, bir de şu vergi cenneti, Man Adası meselesine biraz değinelim. Bu konu da çok uzun zamandır gündeme getiriliyor.

Sayın Kılıçdaroğlu bu konuyla ilgili ilk ortaya çıktığında; bunlar sahtedir, bu bilgiler yalandır, yanlıştır diye anında muhatapları açıklamalarını yaptılar ve belgelerin savcılığa verilmesini talep ettiler. Ve bir müddet verilmedi, sonra vermeye karar verdiniz, yapıldı. Sonra belgeler alenileşince uzmanları baktı, ortaya bir şey çıktı: Size verilen bilgilerin doğru olmadığı anlaşıldı. Nasıl doğru değil? Man Adası’nda bu insanların hiçbirinin şirketi yok: bir. İkincisi; buraya giden bir para yok.

BİR MİLLETVEKİLİ- Gelen para var.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Buraya giden para da yok, gelen para da yok kardeşim; bu kadar net. Orada isimleri zikredilen Sayın Cumhurbaşkanımızın yakınlarının hiçbirinin bir şirketi yok, oraya gönderilen de bir para da yok, paralar iki Türk bankası arasında havale edilmiş; hepsi bu. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, burada devletin bir kaybı yok.

Şimdi oradan bu Kurumlar Vergisi Kanununa atıf yaptı. Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesi ne diyor: Eğer bir ülkeden para çıkışı olursa o paraya vergi uygulanır, öyle değil mi? Vergi cenneti olduğu tespit edilen bir ülke olursa buraya vergi uygulanır. Bu konuyla ilgili 2006’da kanunu çıkaran kim? Bizim Hükümetimiz. Bu kanun nasıl bir kanun? Birtakım ülkelerle anlaşma yapacaksınız diyor. O ülkeler aralarında anlaştıkları zaman karşılıklı vergilendirme ve bilgi paylaşımı yapacak. Şu anda bu kanunla ilgili G-20’de, OECD’de müşterek bir çalışma var ve ülkelerin geldiği nokta; bunu her ülkenin tek başına yapması mümkün değil, bunun bir uluslararası mevzuata dönüştürülmesi lazım. Burada ülkeler ne yapacaklar? Sadece liste verecekler; şu, şu, şu, şu ülkelerle ben bilgi değişimi yapmak istiyorum. O ülkeler de aynı şekilde buraya dönüp biz de burayla bilgi değişimi yapabiliriz demesi lazım. Dolayısıyla bu çok taraflı bir anlaşma, sizin yapıyorum demenizle olacak bir iş değil. O yüzden herhangi bir tavsama, herhangi bir gecikme söz konusu değil ve çok taraflı bu anlaşmanın yapımı hakkında çalışmalar devam ediyor. Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde ümit ediyoruz bitmiş olacak.

Efendim, MİT Rıza Sarraf hakkında bilgi vermiş Hükümete, Başbakanlığa, bu dikkate alınmamış. Dolayısıyla bu işler Türkiye’nin başına gelmiş. İşte Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının yazısı. Ne diyor? 9. Asliye Hukuk Mahkemesi, 30 Ekim 2014, sayı vesaire: İlgiye konu talebe ilişkin kayıtlarımızda yapılan araştırma neticesinde 18 Nisan 2013 tarihli Rıza Sarraf’ın suç işlediğine dair tespitlere havi Teşkilatımız tarafından hazırlanarak Başbakanlık Makamına sunulan bir rapor bulunmamaktadır, imza, arz ederim. (Bir müdahale) Mahkeme soruyor, rapor veya bilgi notu. Mahkemeye bu iş intikal edince mahkeme resmen soruyor, kurum da, MİT de diyor ki; böyle bir rapor yok. Rapor mu önemli, bilgi notu mu önemli? Bilgi notu, herkese bilgi notu birbirine verebilir, asıl olan resmiyete girmiş belgedir, rapordur. Bilgi notuna göre işlem yapılır mı?

Değerli arkadaşlar, esasında konu çok, ama zaten bu belediye başkanları konusunu sağ olsun bizim Grup Başkanvekilimiz Mehmet Bey çok güzel anlattı, hakikaten tebrik ediyorum. Ancak tabii zamanı yetmedi, o kadar mevzu geniş ki, o kadar derin ki günler alır.

Bakın değerli kardeşlerim, şimdi şunu herkesin iyi bilmesi lazım: Yolsuzluk, usulsüzlük, arsızlık kim yapıyorsa hep beraber karşısında olacağız, mücadelemizi vereceğiz; burada hiçbir tereddüt yok. Peki, verilmiş mi, ona bir bakalım.

Bu konuya çok girecek değilim, fakat şu kadarını söyleyeyim: Bahse konu Belediye Başkanı hakkında açılmış üç ayrı dava, üç ayrı yargılama ve soruşturma aşamasında 11 tane dosya mevcut. Yani hiçbirinden, tamamından takipsizlik olmuş, bitmiş diye bir şey yok, bunun bilinmesi lazım, devam ediyor. Sonunda bir şey yoksa ortaya çıkacak. Bu onun için de olabilir, başkaları için de olabilir. Ama şurada benim söyleyeceğim şey, daha önemli bir şey; hani burada adil davranılmıyor, AK Partili belediyelere gidilmiyor, diğer belediyelerin üzerine gidiliyor diye birtakım iddialarda bulunuldu. Bakın 31.03.2004 ile 01.12.2017 tarihleri arasında soruşturma izni verilmesine dair kararların partilere göre dağılımı, soruşturma izni verilmesine dair: AK Parti… Nasıl yok? AK Parti 91, CHP 27, MHP 23, diğerleri 9. Hangisi fazla?

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI İSMAİL KAHRAMAN- Sayın Başbakanım, efendim süreniz bitti, 6 dakika daha kullanma hakkınız var, ikaz edeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, 11.12.2017, bugün tarihi itibariyle görevden uzaklaştırılmış 106 belediye başkanı var, bunların 93’ü BDP’li, 9’u AK Partili, 3’ü MHP’li, 1 tanesi CHP’li.

BİR MİLLETVEKİLİ- Görevden uzaklaştırma mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Görevden uzaklaştırma, evet, kayyum atananlar dahil, hepsi dahil, açığa alınanlar, görevden uzaklaştırılanlar; liste böyle. Burada da görüldüğü gibi HDP’li belediye başkanlarını hariç tutsak bile 9 AK Partili, 3 MHP’li, 1 de CHP’li belediye başkanı açığa alınmış. Burada da bir adaletsizlik yok, en fazla AK Partili belediye başkanı görevden alınmış. HDP’lilerin durumu özel, ona girmiyorum.

BİR MİLLETVEKİLİ- Niye özel Sayın Başbakan?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teröre kaynak aktardıkları için görevden alınmış, onun için özel. Terörle aralarına mesafe koymadıkları için.

Değerli milletvekilleri; bu bütçe sosyal odaklı insanı merkeze alan bir bütçedir. Sosyal destek harcamalarına son 15 yılda 1,6 milyardan 50,8 milyara çıkardık, yani 32 kat artış sağladık. Bu bütçe tarımı büyüten, tarım gelirlerini artıran bir bütçedir, niye? Tarım için ayrılan kaynak 1,8 milyar iken, önümüzdeki sene tarıma 14,8 milyar lira kaynak aktarılacak. Bu sadece destekler, 10.7 milyar da tarımsal yatırım var. Makine teçhizat alımı, sulama vesaire. Ve toplamda 25 milyar liralık bir kaynağı tarıma aktarıyoruz. Bundan ne kazanıyoruz? Ülkemiz Avrupa’da tarımda 1 numara olan ülke, 1 numara. Evet, niye güldünüz? Tarımda 1 numaraya çıktı.

Değerli kardeşlerim; Sayın Kılıçdaroğlu mobilyacılarla ilgili İnegöl’deki mobilyacılar kan ağlıyor dedi. İktidara geldiğimizde İnegöl’de bir OSB vardı ve burada 100 metrelik, 150 metrelik dükkânlar vardı, 15 milyon dolarlık ihracat yapıyorlardı. Bugüne kadar 2 tane OSB daha yapıldı birin üzerine, 100-150 metrekarelik dükkânlar 10 bin, 15 bin metrekareye döndü, işletmeler bugün İnegöl’de sadece 115 ülkeye 400 milyon dolarlık ihracat yapıyor; 15 milyondan 400 milyona.

Peki, üretim ne olmuş? Bu senenin birinci çeyreğinde 4.8, ikinci çeyreğinde 14.2, üçüncü çeyrekte 41.7 oranında artmış. Kan ağlıyor dediğiniz mobilyacıların görüntüsü de bu, bilançosu da bu, fazla lafa hacet yok.

Değerli arkadaşlar, zamanımız dolmak üzere, aslında konuşacak çok şey var. 2018 ve 2019 büyük projelerin hayata geçeceği, kalkınmanın, büyümenin, istikrarın devam edeceği bir yıl olacak. Size birkaç müjdeli haber vermek istiyorum.

Bunlardan bir tanesi, 2018’in sonunda dünyanın en büyük havalimanı hizmete alınacak. Bu havalimanın da hesabı şeffaf değil diyorlar. Hesabını size söyleyeyim, her zaman da detayları vermeye hazırım, 10,5 milyar euro buranın maliyeti. Bizim cebimizden 5 kuruş para çıkmıyor, firma yapacak…

BİR MİLLETVEKİLİ- Garanti var mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Evet, garanti var. Garantileri 25 yıl işletecek, 25 yıl içerisinde de bize 26,5 milyar artı KDV olarak para verecek üste yılık, her yıl 1 milyar 50 milyon avro Türkiye’ye para verecek. Yani bir eski kömür havzasını, çukurlarla, çamurlarla dolu bir alanı verdik, üstüne dünyanın en büyük havalimanı yapılıyor ve o da yetmedi, 25 sene bu havalimanı işletilecek, 25 yıl içerisinde de işte 26,5 milyar artı KDV avro olarak para verilecek, kabataslak 110 katrilyon…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI İSMAİL KAHRAMAN- Sayın Başbakan, selamlar mısınız efendim, bağlar mısınız?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sayın Başkan, sözlerimi tamamlıyorum.

Evet, 2018 yılı bütçesi ülkemize, milletimize hayırlı olsun. Bu ülke için, bu millet için, bu milletin huzuru için, barışı için gece-gündüz görev yapan, 15 Temmuz’da demokrasiyi korumak adına seve seve canını veren bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize hayırlı ömürler diliyorum.

Ve eleştiri, öneriler için bütün partilerimize bu vesileyle teşekkür ediyorum.

Hükümet olarak emanete riayeti esas alan, hukuk ekseninden ayrılmayan bir titizlikle bize verilen bütçenin her kuruşunu harcayacağız, ülkemize millet olarak bu bütçeyi geri çevirmiş olacağız.

Bu duygularla…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI İSMAİL KAHRAMAN- Teşekkür ediyorum Sayın Başbakan.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.